ressamlar
facebook
twitter
pinterest
google plus
google plus
google plus

Ünlü Ressamlar

Amedeo Modigliani Hayatı

Amedeo Modigliani, 12 Temmuz 1884’te, Livorno’da, yahudi asıllı bir aileden doğdu.

Baba, Roma’da ünlü bir banker aileden gelmekteydi. Annesi Eugène Garsin de yahudi asıllı bir Fransız idi. Varlıklı bir ortamda yaşamasına rağmen küçük Amedeo, çocukluğundan beri narin olan sıhhati ardı ardına geçirdiği hastalıklarla sarsıldı. 1895’de zatülcenpe, 1898 ise tifoya yakalandı. Sonra hastalık ihtilap yaptı ve ciğerleri ağır bir şekilde zedelendi. Bu durumda tahsilini yarım bırakmak zorunda kaldı.

Bu nedenle, okul çevresinden uzakta geçirdiği çocukluğu; annesinin kendisi için seçtiği felsefe, şiir ve sanat tarihi gibi kitapların yüklü ve karışık ortamında oluştu. 1899’da ressam Micheli’nin açtığı resim kurslarına devam etmeye başladı; Giovanni Fattori‘nin öğrencisi oldu. İlk eserlerinde, bu kendini bulma çabası tüm yoğunluğuyla ortaya çıktı. Ancak hastalık yeniden yakasına yapıştı. 1901’de Capri’de istirahata ve tedaviye çekildi. 1902 Mayısında önce Floransa Güzel Sanatlar Okulu’na bir yıl sonra da Venedik Güzel Sanatlar Okulu’na devam ettikten sonra da 1906’da Paris’e yerleşerek orada, koruyucusu ve arkadaşı doktor Paul Alexandre’in yardımıyla, küçük bir atölye açtı.

1909’da Heykeltraş Brancusi’yi tanıdıktan sonra heykele yöneldi. Önce Paris’te sonra Livorno’da çalışmalar yaptı. Carrara’da bir müddet kalarak mermer üzerine çalışmayı denedi. Fakat tekrar Paris’e döndü. Özellikle zenci heykel sanatına duyduğu ilgi, onun şekilsel stiline, kesin, gerilimli, aynı zamanda zarif bir canlılık getirdi. Bilgi ve şiirsel tutkuyu tablolarında birleştirmeyi başararak, resme somut ve plastik bir görünüş kazandırdı. Ancak giderek, bu belirginleşmiş, esotik ve gizli kavramlardan, daha gerçek değerlere çevrildi. Zenci sanatını, hiçbir zaman, içgüdülerin yapısal belirtisi olarak kabullenmedi, uyum ve çoşkunun dışa yansıması olarak gördü. İnsanların derin tutkularını arama çabasıyla, dış güzelliği, bozuk ve ezik bir iç dünyayla birleştirip, ölümsüzleştirdi. Daima eğildiği ortamın parçası olma yolunu yeğledi. Heykel, ayrıca onun resim sanatına; şekil ve ışığın daha sadeleşerek bütünleşmesini, sembolik ve estetik öğelerin kaynaşmasını sağlayarak, büyük katkıda bulundu. Maskelerle, karakterize ettiği modeller, çarpıcı gerçeğin en derin noktalarına girmeyi başardılar.

1912 yılında Resmî Sonbahar Sergisi’nde «Salon d’Automne» yedi heykelini sergiledi. 1914’te İngiliz kadın şairi Beatrice Hastings’le tanıştı. Birbirlerinden hoşlandıklarından iki yıl birlikte yaşadılar ama evlenmeyi düşünmediler. Aynı devrede onu cesaretlendirmek amacıyla Paul Guillaume, sanatçının birkaç tablosunu satın aldı. Bu sıralarda dehasına gerçekten inanç ve sevgi duyarak, hayatını ona adayan Polonya’lı şair Leopold Zborowski’yle tanıştı. Bu arkadaşlık Modigliani’ye büyük bir enerji verdi. Zborowski, arkadaşını yalnız manen desteklemiyordu, O’na para yardımları da yapıyordu. Dana sonra hayatının kadını olan Jeon Hébuteme ile karşılaştı.

Sanatçının Zborowski’nin yardımıyle 1917’de Berthe Weill Galerisi’nde açtığı ilk resim sergisi, polisin «müstehcen» bularak çıplak tablolarını toplatması nedeniyle, fiyaskoyla sonuçlandı.

Ertesi yıl Modigliani ile Jeanne’ın bir kızları dünyaya geldi. Sanatçının sıhhati yine bozulduğundan Zborowski sattırdığı birkaç tablodan elde edilen parayla onu bir süre istirahate çekti.

1919 yılı ressamın sanat hayatına, bir aşama ve başarı getirdi. Eserlerinde, yalın ve rahat bir hava görüldü, renk tonları açıldı ve yumuşadı, uyumlu bir zarif hareketler, sakin bir hüzünle karıştı. Doğa gerçeğiyle, stil gerçeğini birleştirme çabasını doruğa ulaştırdı. Zayıf omuzların üzerine eğilmiş, kocaman gözlü, ürkek, kız ve erkek çocuklar; büyük, şekilsiz elli hizmetçiler, Modigliani’nin soylu zarif modellerinin yanı sıra, eserlerindeki alçak gönüllü havayı yarattı. Canlandırdıklarına göre sanat dili değişerek şekillendi.

Ressamda, Cezanne’ın usta görüntülerine yönelen bir stil doğdu. En gözde modeli karısı Jeanne Hebuteme oldu; onun huzursuz ama yumuşak güzelliği, duygusal zenginliği, ressamın bu arayışına önemli katkıda bulundu. Tabloları Londra Hill Galerisi’nde başarı kazanarak satıldı.

Karısı ikinci çocuğuna hamileydi: Çok sevinçliydiler seyahate çıkmayı düşünmüyorlardı. Ancak, geçirdiği dengesiz, yıpratıcı yaşam, devamlı surette aldığı içki ve uyuşturucu maddeler sıhhatinin tekrar bozulmasına sebep oldu. Karısıyla birlikte yapmayı düşündüğü İtalya seyahatine çıkamadı.

Verem hastalığından başka ağır bir nefrit de başına musallat oldu. Ağır hasta olarak hastahaneye kaldırıldı. 24 Ocak 1920’de, 36 yaşında öldü. Karısı ölüm haberi üzerine kendisini beşinci kattan atarak intihar etti. Böylece karı kocayı aynı gün Pere Lachaise Mezarlığı’na yan yana gömdüler.