ressamlar
facebook
twitter
pinterest
google plus
google plus
google plus

Ünlü Ressamlar

Diego Rivera Hayatı

Diego Rivera, 1886 yılında, Mexico’nun 30 km. kuzey batısında, Aztek medeniyetinin beşiği, Guanajuato şehrinde doğdu. Orta halli bir ailenin çocuğu olan Diego Rivera küçük yaşta resimle ilgilenerek, Mexico’ya gitti ve akademiye yazıldı.

1907 senesinde üç yıllık bir burs kazanarak Avrupa’yı gezdi (İspanya, Fransa, Belçika, Hollanda, İngiltere). En çok, İspanyol ve Fransız sanatından etkilenerek, modern bir realizme doğru yönelmeye başladı.

Savaş öncesi, Paris’te, Modigliani ve kübistleri tanıdı, ancak güneyli olmasına rağmen Picasso‘dan çok, Metzinger ve Gris‘nin etkisinde kaldı.

1919-1921 yılları arasında, Paris’te askeri ataşe olarak bulunan Meksika’lı sanatçı Siqueiros’u tanıyarak, ideallerine ve tutkularına yön verdi.

Meksika’ya döndüğünde, Hükümet tarafından, ulusal binaları, fresk ve panolarla süsleme işlemiyle görevlendirildi. Uzun bir süre Siqueiros ve Orozco ile birlikte çalıştı, kilometrelerce duvar panoları yaptı. 1922-23 yılları arasında, Ulusal Hazırlık Okulu, Eğitim Bakanlığı, Chapingo’daki Ziraat Okulu, Cuernavaca’daki Cortes Konağı gibi ünlü binaların duvarlarına tümü 300 m2 tutan fresklerini tamamladı.

Dev boyutlu eserlerinin ana konularını, yerlilerin esaret ve özgürlük mücadelesi, toprak dağıtımı ve halk eğitimi oluşturdu.

1930’dan sonra ise «Meksika Tarihi»ni canlandırmaya yönelen, zor bir uğraşa girdi. Birbirlerinden, gelenek görenek ve din bakımından ayrı, çeşitli toplumları, arkeolojik kalıntılarıyla inceledi. Tarihi gerçekleri, evrensel ve mitolojik yorumlarla zenginleştirerek, modern bir resim tekniğiyle eserlerine aktarmaya yöneldi. Gauguin ve Rousseau‘nun ilkel esotizmini, Meksika Folklorunun yaşayan coşkusuyla birleştiren bir köprü kurdu.

Diego Rivera, 1932-1933 yılları arasında, Amerika Birleşik Devletleri’nde çalıştı. Rockfeller Center’de, Amerikan emekçilerine atanan bir fresk için, Ben Shahn’ın yardımını gördü.

Meksika’ya dönüşte, sosyal konulara eğilen eserler verdi. 1940 yılında Mexico şehrinde, tekrar duvar panoları yapmaya başladı. En önemli eseri Prado Sarayı’ndaki «Orta Alameda’da Bir Gece Rüyası» oldu. Burada, kendi çocukluğunu, sofistik burjuva Catrina’nın süslü iskeletinin yanında çizdi.

1955 yılında, büyük bir freskle Tıp Tarihini, ilkel metodlardan, en son gelişmelere dek uzanan büyük bir inceleme ile canlandırdı.

1956’da tedavisi güç ağır bir hastalığa yakalanarak, bir Sovyet kliniğinde tedavi gördü. Doktorlardan, Ekim ayı resmi geçidini, odasının penceresinden izleyebilme iznini aldı. Böylece en önemli eserlerinden birini yaptı.

1957’de, Rusya’dan ayrılıp Mexico şehrine döndü ve orada öldü.

Diego Rivera, güçlü bir karaktere, inanca ve açık gönüllülüğe sahip bir ressamdır. Gençliğinden beri örnek aldığı, Velàzquez, Corot ve Cézanne gibi sanatkarlar, halk gerçeğinin en canlı temsilciliğini yapmış olanlardır. Picasso‘nun, pre-kübizm denemelerinin tam aksine, donuk eşya görünüşüne, anlam gerilimi yüklemiştir. Çabası, duvar panolarının dev boyutlarına yaptığı fresklere, anlam verebilmek olmuş, bu yüzden Giotto’yu uzun süre etüt etmiştir.

Eserlerinde, Meksika tarihini, kökeninden başlayarak tüm yönüyle yorumlamış, Aztek medeniyetinin donuk ve görkemli heykellerinden esinlenerek, çağdaş Meksika Folklorunu, Gauguin ve Rousseau‘nun stiliyle canlandırmıştır. Panolarındaki hatlar kesin ve belirgindir. Binlerce yıl öncesinin inanç, düşünce, kardeş kavgaları, birlik ve beraberlik devrelerinin yanısıra, değişik dinlerin ortak yönleri olan iyilik ve kötülük, karanlık ve aydınlık hata ve ölüm gibi konularını da işlemiştir.

Bütün bu duygular, plastik bir armoniyle çağdaş stile ve duyarlığa yöneltilmiştir. Rivera’nın sanatı, modern yaşamın bunalımından kaçışı, ütopik bir cennete uzanışı değil, insanoğlunun medeniyet yolunda verdiği önemli kavgaları yansıtmaktadır. Kullandığı renkler ise, zümrütün ve jadenimderin yeşili, mozayiklerin parlak kırmızsı, granit siyahı, uçuk, duyarlı pembe gibi ilkel sanatın gözde renkleri olmuştur.

Eserlerinin kahramanları daima halktır, «Aztek Medeniyeti» adlı yapıtın orta kısmında hasat işleriyle uğraşan yerliler ve buğday öğüten kadınları bulunmaktadır. Mitolojinin etkinliği, kadınların hareketsiz ve eğik şekillerinde, göğüs üstlerinde düğümlenen giysilerinde ve saç biçimlerinde belirginleşmektedir. Başka konulara eğildiği halde bile, Rivera, en başarılı eserlerini Folklor dalında vermiştir. Eserlerinde, birbirini izleyen yüzyıllık değişimlerin etkisi daima belirgindir. Tablo çalışmalarından çok, büyük boyutlu panolara yönelmiş ve bu sahada başarı göstermiştir. 1956 yılında, ölümünden bir sene önce, hasta olduğu halde, en parlak ve gerimli tablolarından biri olan «Rus İhtilalinin Yıldönümünde Resmi geçit» adlı eserini tamamlamıştır.