ressamlar, ünlü ressamlar

Ünlü Ressamlar

Edgar Degas Hayatı

Edgar Degas, 19 Temmuz 1834′de Paris’te dünyaya geldi. Esas adı Edgar-Hilaire-Germain de Gas olan sanatçı, 1873 yılına dek bu ismi kullandı; bundan sonraki yıllarda Degas ismini benimsedi.

Bir banka müdürü olan babası kültürlü bir salon adamıydı. Özellikle sanat ve müzik hakkında geniş bir bilgiye sahipti. İhtilal sırasında Fransa’dan uzaklaştırılmış bir Fransız sürgününün oğlu olan Mösyö Auguste de Gas, Napoli’de doğmuştu. Daha sonra Paris’e yerleşince, Kuzey Amerika’ya göç ederek New Orleans’a yerleşmiş bir ailenin kızıyla evlenmişti.

Küçük Edgar, henüz onüç yaşındayken annesi hayata gözlerini kapadı. Genç Edgar, ilk sanat kültürünü babasından aldı. Auguste de Gas, sık sık oğlunu müzelere götürüyordu. Edgar, onsekiz yaşına geldiği zaman hukuk kurslarını bırakarak resim çalışmalarına eğilmesi için oğluna izin verdi.

Degas, ondokuz yaşındayken çok zarif resimler yapıyor, çalışmak için sık sık Louvre’a giderek eski ustaların eserlerini kopya ediyordu. Bu dönemde yaptığı resim albümlerinde klasik geleneklere uymakla birlikte, bir yandan güçlü bir kişiliğin izleri, bir yandan da Ingres ve Rönesans resim ustalarının etkileri görülmektedir.

Lise öğrenimini tamamladıktan sonra ressam Barrias’ın atölyesinde kısa bir devre geçiren Degas, yirmi yaşında iken, Ingres’in sadık öğrencisi Louise Lamothe’un kurslarına yazıldı. Louise Lamothe’dan ancak bir yıl ders alan genç Degas, Güzel Sanatlar Okulu’na geçti.

1854 yılında İtalya’ya ilk seyahatini yapan Edgar Degas, Napoli’ye giderek orada yaşayan dedesini ziyaret etti. 1856 yılında ikinci bir kez İtalya’ya giden ressam, bu sefer Floransa’ya giderek Bellelli adındaki eniştesinin yanında bir süre kaldı. Barones Bellelli Laura de Gas, Edgar’ın halası yani babasının kız kardeşiydi.

1858 yılında yaptığı seyahat, sanatçının en verimli İtalya seyahatidir. Degas, bu seyahatinde Roma, Napoli ve Floransa’dan başka Viterbo, Orvieto (burada Luca Signorelli’nin çeşitli fresk resimlerini yaptı), Perugia ve Assisi’ye de gitti. Aynı yıl Floransa’da büyük «Aile Portresi»ne başladı. Bu Portre için birçok eskiz ve yağlıboya ön çalışma yaptı. 1860′dan 1865′e kadar özellikle «Bir Şehir Kurduran Semiramis», «Jefte’nin Kızı» gibi tarihi konulu eserler verdi. Sanatçı, bu tarihi konulu eserler serisine 1865′de Yıllık Resmi Sergi’de teşhir edilen «Orleans Şehrinin Mutsuzlukları» adlı eserle son verdi. Bu eser, 1865 sergisinde çok beğenildi, özellikle Puvis de Chavannes’nin ilgisini çekti. Manetile dostluk kurarak Place Clichy yakınlarındaki Guerbois Kahvehanesinde toplanan izlenimci ressamların arasına katıldı. Sanatçı, Guerbois Kahvehanesinde Zola ve Duranty gibi zamanın gözde yazarları ve Cézanne, Monet, Renoir, Sisley ve Pissarro gibi ressamlarla tanıştı. Perşembe günlerini aralarındaki toplantıya ayırmışlardı.

Prusya’lıların Paris’e ilerlemesi üzerine birçokları gibi Degas da silah altına alındı ve 1870-1871 yıllarında topçu eri olarak Paris’in bir kalesinde görevlendirildi. Savaştan sonra şehri terkederek arkadaşı Valpinçon’un yanına kırsal bölgeye çekildi. Courbet ise başkentte kalmış ve Güzel Sanatlar Halk Komiserliğine seçilerek artistik işlere bir yöntem yermeye başlamıştı.

Degas, 1872′de Opera Orkestrasında müzisyen olan Désiré Dehau’nun delaletiyle Opera çevresine girdi. Opera, Savaş yüzünden tahrip olmuş bulunduğundan «Dans Okulu» o yıllarda Le Pelletier Sokağında bulunmaktaydı. Sanatçı, bu okuldan esinlenerek bale konulu ilk eseri «La Foyer de la Danse»ı meydana getirdi. Tiyatro ve konserler ressamın ilgisini çekiyor, operanın fuayesinde gördüğü bale dansözlerinin çeşitli pozlarını tespit ediyordu.

Aynı yılın Ekim ayında kardeşi René ile birlikte New Orleans’a Musson dayısının yanına giderek ertesi yılın Nisan ayına kadar orada kaldı. Burada kaldığı sürece çalışmalarına devam eden Degas, en olgun eserlerinden biri sayılan «New Orleans’da Pamuk Pazarı» adlı kompozisyonunu yaptı. Paris’e döndükten sonra arkadaşları ile olan ilişkilerine devam etti ve izlenimci grubun 1874 yılında Durand-Ruel Galerisi’nde açılacak ilk sergisinin hazırlıklarına katıldı. Aynı yıl Edmond de Goncourt, Victor Massé Sokağındaki atölyede sanatçıyı ziyaret etti. Bu karşılaşma, sanatçıda önemli etkiler bıraktı.

Degas, öteki izlenimci arkadaşları gibi, resim sanatının saplanıp kaldığı ölü geleneklere ve formüllere son vermek amacındaydı. Ama tekniği, izlenimci teknik değildi. Araştırmaları arkadaşı olan sanat tenkitçisi Duranty’nin ve naturalist yazarların anlayışlarına yakındı. Degas, teknik ve estetik değerleri bakımından alelade hikaye türünün çok üstünde olan çeşitli konulu kompozisyonlar ve portreler yapıyordu: «Prova» (1873), «Absent» (1876), «Diego Martelli’nin Portresi»(1879). Absent adlı eser, daha sonra, 1893 yılında Londra’da sergilendiğinde o zamanın en büyük skandallarından birini yaratmıştı.

1881′de balmumundan ilk heykeli «Ondört Yaşındaki Dansöz»ü yaptı, bu heykele tülden bir «tütü», korse ve bale ayakkabısı giydirdi. Bu heykel, sanatçının daha çok yaşlılık yıllarında yapacağı dansöz ve çıplak heykellerinin başlangıcıydı. Degas’ın huysuz ve geçimsiz karakteri Renoir, Monet, Sisley gibi arkadaşlarının onunla birlikte sergi açmayı reddetmelerine sebep oldu. Bununla beraber Degas’ın sergilerde görülen eserleri onu, sanatseverlerce aranan ve sevilen bir usta derecesine yükseltti.

Askerlik döneminden beri gözlerinden rahatsız olan Degas’ın gözleri elli yaşından sonra iyice bozuldu; bu nedenle yağlıboyayı bırakarak pastel tekniğine yöneldi. Fakat gözlerinin rahatsızlığı gün geçtikçe artıyordu, sanatçı kimi kez terebentin, pastel, balmumu, kara kalem tekniğini ayrı ayrı kullanıyor, bazen de bunların hepsini birden karıştırıyordu.

1886′da bir kez daha Napoli’ye gitti. Daha sonra İspanya (Boldini ile birlikte 1889′da ikinci kez gitti), Le Havre, Dieppe’e kısa süreli seyahatler yaptı. Aynı yıl izlenimci ressamların sekizinci ve son sergisine katılan Degas, «banyo yapan, yıkanan, kurulanan, taranan ve tarayan» çıplak kadınlar serisini sergiledi. Ertesi yıl Ingres’nin eserlerini görmek için Montauban’a giden sanatçının gözlerinin rahatsızlığı ciddiyetini muhafaza ediyordu. Ingres’nin eserlerinin koleksiyonunu yapmaya karar vererek, Delacroix ve Courbet’ninkilerle birlikte Ingres’nin eserlerini de Saint-Valéry-sur-Somme’daki evine götürdü. Ressam yaşamının geri kalan kısmını bu evde geçirdi. Sanatçının son yılları hakkında pek az şey bilinmektedir.

Tüm Avrupa’nın insanlık problemleri ile uğraştığı, sanata ayıracak zaman bulamadığı yıllarda 27 Aralık 1917 günü, çağının en büyük sanat devrimcilerinden olan Edgar Degas, hayata gözlerini yumdu.