ressamlar
facebook
twitter
pinterest
google plus
google plus
google plus

Ünlü Ressamlar

Fernand Legér Hayatı

Fernand Léger 4 Şubat 1881’de Fransa’nın kuzeyinde Normandiya bölgesinin küçük bir kasabası olan Argentan’da doğdu. Çiftliklerinde yetiştirdiği hayvanları satarak geçimlerini temin eden babasının ölümünden sonra, annesinin gayretiyle, tahsilini Argentan kolejinde, sürdürdü. 1896’da koleji bitirince üç yıl kadar, Caen’de bir mimarın bürosunda çalıştı.

1900 yılında Paris’e gitti. Sanki anlaşmışlar gibi aynı sene Picasso da İspanya’dan Paris’e gelmişti. Léger, Paris’te yine bir mimarın ve bir fotoğrafçının yanlarında çalıştı. Askerliğini yaptıktan sonra 1903’te Dekoratif Sanatlar Akademisi’ne devam etti. Güzel Sanatlar Akademisi’ne de kaydolmak istediyse de buraya kabul edilmedi. Mecburen bazı özel kurslara devam etti. Bu arada bir fotoğrafçıda rötüşör olarak bir mimarın yanında da grafiker olarak çalışıyordu. Nihayet ilk atölyesini, arkadaşı André Mare ile Avenue de Main’de açtı.

Geçirdiği bir rahatsızlık üzerine 1905 – 1906 yıllarında Korsika’ya gidip nekahat devresini orada geçirdi. Çizdiği bir dizi peyzaj’da Cézanne’ın etkisi altında olduğu görülmekteydi. Paris’e dönünce, başka hiçbir yerde çalışmayıp kendini tamamıyle resme verdi.

Boyutlu, plastik, akıcı, bir renk ve ışık dünyasına girdi. Giderek, Picasso ve Braque’ın yöneldiği «Kübizm»e ilgi duydu. Bu olağanüstü ortamda, kişisel eğilimi, açıklık kazanarak şekillenmeye başladı.

1911’de, Villon, Delaunay, Gleizes, Picabia, ve Kupka ile birleşerek, «kübizmin gerçekçiliğine karşı, salt bir geometri ve ışık boyutunu öngören bir grup meydana getirdi.

Birinci Dünya Savaşı çıkınca grupları dağıldı ama, elde ettiği tecrübeler Léger’in sanatına yepyeni bir teknik uygulama zorunluğu verdi. Herkes gibi Femand Léger de silâh altına alındı ve Argonne cephesine sevk edildi. Verdun’de savaşırken cephede kullanılan zehirli gazdan zehirlenerek bir süre hastanede yattı.

1920’lerde, La Corbusier’le tanıştı. Aralarında bir dostluk ve çalışma beraberliği doğdu. Eserlerinde, hacimler, kesin kitleler ön plana geçti, boşluklar aralar ortadan kalktı. Resmi, büyük bir gerilim ve dinamizm kapladı. İnsanlar, kişisel duygularından arınarak, kımıldayan, hareket eden, gerçek ilişkileri olan bir görünüş kazandılar.

Léger, tablolarının, bir fikir veya bir duygu kaynağı değil, gerçekten var olan somut ve canlı bir kitlenin, sembolü olmasını diledi. Derinliğine incelediği, tek renk tonlarına yöneldi. Enerji, denge ve madde unsurlarını aynı değerde canlandırmayı yeğledi. Onun için, madde hiçbir zaman cansız, duygular hiçbir zaman soyut olmadı. Her hareketi, hareketi yaratan maddeye kenetledi. Neşenin de, hüzünün de bir ağırlığı olduğuna, bir güce bağlandığına inandı.

1924’te, «Mekanik Bale» adlı ilk filmini çevirdi. Sorbonne’da, Collège de France’da Berlin’de hatta Corbusier ile gittiği bir seyahat dönüşünde «Paris II» isimli transatlantikte konferanslar verdi, çeşitli duvar panoları yaptı.

1935’te Léger büyük bir başarıyla eserlerini, New York Modern Sanat müzesinde sergiledi. Nelson A. Rockefeller’in New York’taki dairesinin dekorasyon işini üzerine aldı.

Fransa’ya dönünce bilhassa dekorasyon işleriyle ilgilendi. 1940’da memleketi Almanlar tarafından işgal edilince tekrar Amerika’ya gitti ve 1945 başına kadar orada kaldı ve Yale Üniversitesi’nde ders verdi.

1945’te Fransa’ya dönünce bazı politik olaylara katıldı, tertiplenen gösteri yürüyüşlerinde onların safların da yer aldı. Bu arada resimden ziyade mimari dekorasyon işleriyle ilgilendi.

1949’da Paris’teki Modern Sanat Müzesi’nde eserlerinden müteşekkil büyük bir sergi açıldı. Ertesi yıl biraz daha küçük çapta olmak üzere Londra’daki Tate Gallery’de de bir sergi açtı.

Aynı yıl karısı Jeanne öldü. Léger iki yıl sonra Nadine Khodessevitch adındaki bir öğrencisiyle evlendi ve onunla gidip Gif-sur-Yvette’deki çiftlikte yaşamaya başladı. Bu arada Belçika’da bir seri konferans verdi. Flaman Kraliyet Akademisi’ne üye seçildi. New York’taki Birleşmiş Milletler binasına büyük bir pano çizdi; devamlı seyahat etti.

1955’te Prag’daki kongreye başkanlık ettikten sonra yorgun ve bitkin bir vaziyette çiftliğine döndü ve 17 Ağustos 1955’te genç karısının kolları arasında öldü.