ressamlar
facebook
twitter
pinterest
google plus
google plus
google plus

Ünlü Ressamlar

Henri de Toulouse-Lautrec Hayatı

Henri de Toulouse-Lautrec-Monfa 24 Kasım 1864’te, Paris yakınlarındaki Albi’de dünyaya geldi. Anne ve ba­bası Charlemagne zamanından beri asil olarak tanınmış ailelere mensuptu. Amca çocuklarıydılar. Babası Kont Alphonse, annesi Adèle Tapié de Céleyran adlarını taşıyordu.

Büyük bir şatoda, geçen çocukluk yıllarında tam anlamıyla mutluydu. Refah ve saadet içindeki Henri, daha küçük yaşlarda sanat istidadını belli etti. Bu özelliğini annesinden almıştı. Babası av derdinden başka şey bilmeyen ve kulüplerde kendi gibi soylularla boş vakitler geçirip durmadan böbürlenen; bencil, kibirli, dış dünyaya kapalı bir adamdı. Duygulu bir çocuk olan Henri, babasını bir yabancı gibi görür, annesine bağla­nırdı.

İlköğrenimine önce Albi’de başladı. 1873’te aile Paris’e taşındı. Şimdi adı Condorcet olan Fontanes Lisesi’ne girdi. Parlak zekalı, çalışkan, başarılı bir öğrenciydi. Yaz tatillerini Albi’de, Malromé Şatosu’nda, Nis kıyıla­rında geçiriyorlardı. Ancak vücut sağlığı bakımından durumu nazik sayılırdı. Buna rağmen durmadan resim yapıyor, okul defterlerini renkli desenlerle süslüyordu.

Geçirdiği iki önemli kaza, Henri’nin yaşantısını temelinden değiştirdi ve bambaşka bir kişilik kazanmasına neden oldu. Mayıs 1878’de, Albi’deki şatonun salonunda cilalı döşeme üzerine düşüp sol bacağını kırdı. 1879’da Pirene Dağları’ndaki Barèges adlı kasabaya, dinlenmeye gitmişlerdi. Bir gezinti sırasında gene düştü. Bu defa sağ bacağı kırıldı. Uzun süren tedavilere rağmen yatağa mahkum ve kötürüm kaldı. Neden sonra anla­şıldı ki, Henri’nin bacakları kısa kalacak ve artık büyümeyecektir. İnce ve güdük bacaklarının üstünde, birkaç yılda güçlü bir gövde ve çirkin bir baş meydana çıktı. Ancak bastonla ve topallamak suretiyle yürüyebiliyor­du. Henri, artık bir tabiat garibesiydi.

1883’te liseyi bitirip Paris Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nda, önce Bonnat’ın, sonra Cormon’un atölyesine gir­di. Burada iki yıl kaldı. Döneminin birçok ressamıyla, bu arada Van Gogh ile tanıştı. 1886’da Montmartre’da Caulincourt Sokağı’nda, 1897’ye kadar çalışacağı atölyeyi kiraladı. Apartımanın çatı katında olmasına rağmen, merdivenlerden sürünür gibi çıkabildiği halde, bu atölyeyi çok severdi. O dönemde meyhaneler, barlar, randevuevleri, dans salonları, kahvehanelerle dolu olan Montmartre’ın bu derbeder semtine kısa zamanda alıştı. Bu­radaki yoksul serserilerin arasına karıştı. Gece hayatına, içkiye daldı. Tedavisi olanaksız yalnızlığını ve ke­derini boğmak için başka çare bulamamış zavallı bir adamdı. Başkalarına karşı son derece uysal, fakir res­sam arkadaşlara paraca hemen daima yardım etmekten zevk duyan, çok güzel resim yapan bir ressam ola­rak tanındı. Aristide Bruant’ın «Mirliton» adındaki kaberesinden dışarı çıkmıyor, oğluna pek düşkün olan annesini artık göremiyordu. Resimlerinin konularını hep bu çevreden, sokak kadınlarından, genelevlerden alıyordu. Başından birkaç duygusal macera da geçmişti. Grille Degouet, La Goulue, Jane Avril gibi ünlü dan­sözlerin baş dostuydu. Onlar kendisini hem sever, hem de ressama modellik yapmaktan hoşlanırlardı. Yaptı­ğı resimleri ilk defa, 1889’da, «Bağımsız Ressamlar» sergisinde teşhir etti. «Galette Değirmeni», «Elysée  Montmartre» ve «Kırmızı Değirmen» gibi belli başlı eğlence yerlerinin her geceki müşterisi, kısacık boylu, sa­kat, fakat iki dirhem bir çekirdek giyinmiş küçük adamın ilk sergisi büyük olay yarattı. 1891’de yaptığı afiş­ler, görenleri hayrette bırakıyordu. O zamana kadar basit bir yazılı levhadan ibaret zannedilen afiş tarzı, Lautrec’in eserleriyle sanat değeri kazanıyordu. Afişe bir ressamın önem vermesine şaşıyorlardı. Afiş tekniği­ne getirdiği yenilikler de, önceleri garip karşılandı. Lautrec, üstüste birkaç renk basmayı, «pulverisation-püskürtme» tekniğini başarıyla uyguladı. Bu işle uğraşmaktan gelen alışkanlığı, yağlıboya resimlerini de etkiledi; onu ışık-gölge röliyefinden kurtardı. Tuşlarını firça boyu, uzun uzun, çizgi halinde sürmek de ona mahsustu.

Liseden sınıf arkadaşı ve sonraları Lautrec’in hayatını yazacak olan Maurice Joyant’ın ısrarı üzerine 1893’te Goupil Galerisi’nde bir sergi açtı. Resimlerini gören ünlü ressam Edgar Degas (1834-1917) Lautrec’e resimlerinde «sağlam bir yapı» bulduğunu söyledi ve onu övgüleriyle şevklendirdi. Degas, büyük resim otoritesi sayıldığı için bu sözlerden sonra Lautrec’in şöhreti arttı. Resim ve desenleri «Resimli Figaro», «Escarmouche», «Echo de Paris», «Le Rire» gibi dergi ve gazetelerde basılmaya başlandı. Arkadaşı Tristan Bernard’ın yardımıyla spor çevrelerine, at yarışlarının yapıldığı yerlere girdi.

1895 yılında Londra’ya giden Lautrec, Amerikalı ressam ve gravür ustası Whistler ve yazar Oscar Wilde gibi şöhretlerle tanıştı. Ertesi yıl Hollanda, Belçika, İspanya ve Portekiz’i içine alan gezide resim kültürü­nü genişletti. Dönüşünden sonra konularını Champs-Elysée Bulvarı’ndan almaya başladı. Gezilerinde Giot­to, Uccello, Piero della Francesca gibi İtalyan ressamlarının eserlerine hayran olmuştu. Caulincourt Soka­ğındaki atölyesini Frochot Sokağına taşıdı. «Revue Blanche» adlı mecmuada resimleri yayınlanıyordu. 1898’de sergi vesilesiyle tekrar Londra’ya gitti.

1899’da alkol zehirlenmesinden Neuilly’deki özel bir hastahaneye yatırıldı. Burada bunalımlı üç ay geçirdi. Annesi başındaydı. Doktorları, iyileştiğine inandırmak için birçok sirk resmi çizdi. İçkiyi bıraktığına inan­dılar. Hastahaneden çıkınca, annesinin peşine taktığı muhafızdan sıkıldı. Paris’te kalamadı. Bordeaux, Arcachon, Le Havre ve Malromé’daki şatolara gidip geldi. Jules Renard’ın «Tabiat Tarihi»ne 22 resim yaptı.

1901’de yeniden içkiye başlayınca sağlık durumu kötüleşti. Temmuzda felç geldi. Ölümünün yaklaştı­ğını hissedince Bordeaux Şehri yakınlarındaki Malromé Şatosuna taşındı. 1901 yılının 9 Eylül günü, 37 ya­şında, annesinin kolları arasında öldü. Annesi, oğlunun atölyesinde kalan bütün resimleri topladı. Albi Şehri’ne, bir Lautrec müzesi kurulmak üzere hediye etti. Bedbaht ananın isteği 30 Temmuz 1922’de yerine getirildi. Albi’de küçük Henri’nin doğduğu yerde, ölümsüz eserleriyle Henri de Toulouse-Lautrec Müzesi açıldı.