ressamlar
facebook
twitter
pinterest
google plus
google plus
google plus

Ünlü Ressamlar

Jean-Antoine Watteau Hayatı

10 Ekim 1684 tarihinde, Valenciennes’de vaftiz edilen Jean-Antoine Watteau’nun 1684 yılı Ekim ayının ilk günlerinde dünyaya geldiği anlaşılmaktadır.

Henüz daha okul çağına gelmeden, eline geçen kağıt ve defterlere türlü karalamalar yapan Jean-Antoine Watteau zamanla ailesinin kendisini götürdüğü sirklerdeki palyaçoları, canbazları, velhasıl ilgilendiği herşeyi çizmeye başladı. Babası, oğlunun resim sanatına olan bu meyilini destekleyerek onu, ressam Jacques Albert Gérin’in yanına verdi. Ancak bir süre sonra Albert Gérin, yanında çırak olarak kullandığı Watteau’ya haftalığını ödememeye başlayınca, Jean-Antoine Watteau da onun yanından ayrıldı ve 1702 yılında Paris’e gitti.

Sanatçı ilk zamanlarda, ünlü ressamların yanında resim kopyacılığı yaparak hayatını kazandı. Claude Gillot (Doğumu: 1663 – Ölümü: 1721) ile tanıştıktan sonra ise, resim tekniğine gerçek bir yön verdi. Mitoloji, çeşitli masklar ve tiyatro dünyasıyla ilgilendi. 1708’de Gillot’yla arasında çıkan anlaşmazlık sonucu, Palais de Luxembourg’un yöneticilerinden olan Claude Audran’ın (Doğumu: 1658 – Ölümü: 1734) yanına girdi.

Bu beraberliğin ona sağladığı en önemli yön, Maria de Medici Galerisi’ndeki, Rubens‘in usta tablolarını, rahatlıkla inceleyebilmesi oldu. 1709’da «Prix de Rome» yarışmasına katıldıysa da, başarılı olamadı. Ve bunun üzüntüsüyle Valenciennes’e döndü.

1710 yılından sonra, tekrar Paris’e döndü ve kendini tamamen masklar çizmeye vererek, büyük ün kazandı. Ancak huzursuz karakteri nedeniyle, eserleriyle, hiçbir zaman tatmin olmadı. Ama onun eserlerini beğenenler çoğalmaktaydı. Caylus Kontu, Mösyö Juilienne, Banker Pierre Crozat, sanatçının müşterileri arasında yer aldılar. Banker Pierre Crozat’ın siparişi üzerine Antoine Watteau «Mevsimler»i, «Jüpiter ve Antiope»yi, «Mısır’da İstirahat»ı resmetti.

Daha 1712’de kendisine Akademi’de görev teklif edilen Jean – Antoine Watteau o tarihlerde henüz hazır olmadığını ileri sürerek bu teklifi kabul etmemişti. Ama 1717’de yapılan ikinci teklifi kabul etti ve bu vesileyle «Kythera Adası’na Gitmek İçin Vapura Biniş»i resmedip Akademi’ye sundu.

1719’da, vereme yakalanma tehlikesi karşısında, Londra’ya, hayranlarından Dr. Mead’ın yanına gitti. Orada da çizdiği tablolarla büyük övgü kazandı. Sayısız siparişler alarak mali durumunu adamakıllı düzeltti. Fakat sisli ağır hava, 1920’de tekrar Paris’e dönmesine sebep oldu.

Daha sonra arkadaşlarının yarattıkları imkanlarla Nogent-sur-Marme yakınlarındaki bir köye yerleşerek manzara resimleri çizmeye başladı, arkadaşı rahip Carreau’nun etkisinde kalarak, bütün «çıplak»larını yaktı ve «Çarmıhtaki İsa» adlı tablosunu çizdi.

18 Temmuz 1721 tarihinde henüz otuzyedi yaşında iken öldü.

Watteau’nun sanatını eleştirirken, geçirdiği devrelere dikkat etmek gerekir. Önce Gillot’nun yanma girmiş, günlük moda, mitoloji ve özellikle Commedie d’Art konularım işlemiştir. 1708-1709 yıllarında Claude Audrian’la çalıştığı devre ise, onun süslemeci yönünü oluşturmuştur ama sanatına olan katkısı azdır. 1709-10 yıllarındaki dönem, «Prix de Rome»u kaybettikten sonra eğildiği bir seri askerî konulu tablodan meydana gelmiştir. Bu yıllar evvelki eserlerine göre, gerçek bir realizmin ortaya çıktığı, ancak tablolarda aşın bir duyarlığa ulaştığı bir dönemdir.

Watteau’nun stilini belirlemek zordur, bir müzik duyarlılığında «gerçekçi düş» ya da «düşsel gerçek» denebilecek eserler vermiştir ki bu dünyaca ünlü «Fêtes Galantes» adıyla tanımlanmaktadır. Canlandırdığı ortam, aşk ve duygu doludur. Eserlerinin hiçbiri için ön çalışma yapmamış, tablolarının modellerini, atölyesindeki, içi daima çeşitli kıyafetli kişilerin çizgileriyle dolu bir albümden seçmiş, onları daha önceden hazırladığı bir manzara fonuna yerleştirmiştir. Çalışmalarında, nadiren bu tarzdan uzaklaşmıştır.

Watteau, çok az sayıda ve sadece arkadaşlarından bazılarının portresini yapmıştır. Son senelerde çoğunu yaktığı için, çıplaklarından pek azı zamanımıza gelmiştir. Watteau, genç yaşta ölmüş olmasına rağmen, bıraktığı umut ve mutluluk dolu eserlerde yaşayan coşku dolu bir ressamdır.