ressamlar
facebook
twitter
pinterest
google plus
google plus
google plus

Ünlü Ressamlar

Jean-Baptiste Camille Corot Hayatı

Jean – Baptiste – Camille Corot, 16 Temmuz 1796’da Paris’te dünyaya geldi. Ticaretle uğraşan ailenin durumu gayet iyi idi ve oğullarının da ticaret hayatına atılmasını istiyorlardı. Bu nedenle tahsilini de bu yönde yaptırdılar.

Corot, ancak yirmi altı yaşında babasına karşı çıkarak küçük yaştan beri heves ettiği resim sanatına kendini verebildi. Constable’in eserlerinden ve O’nun genç ressamlara söylediği: «Doktrin ve sistemlere bağlı kalmayın, kendi yetenekleriniz, kendi usullerinizle ilerleyin» sözünden etkilendi ve bu yolu izledi.

1825-1828 yılları arasında İtalya’ya giderek Roma, Napoli ve Venedik’te kaldı. Burada sanatın ustalık yönünü iyice öğrendi, birçok peyzaj ve kompozisyonlar meydana getirdi. Ancak bu herhangi bir ekolün etkilerinden ve tarihi peyzaj tarzlarından uzak eserlerini sergilemeye cesaret edemedi; buna karşılık ciddî ve ağır peyzajlarını büyük sergilere göndermeye devam etti.

Corot, resim sanatını hiçbir ustanın etkisinde kalmadan ve kimseden yardım görmeden ilerletti.

Paris’e döndükten sonra Fontainbleau Ormanı ve Normandiya, Morvan yakınlarında eserler verdi. Corot, atölye içinde çalışarak resim yapma geleneğini kırdı ve tabiat karşısında aldığı notları yine tabiat karşısında geliştirdi.

1843 yılında tekrar İtalya’ya giden sanatçı, Cenova, Floransa, Venedik ve Lombardia göllerinde dolaştı; yurduna dönünce Provence ve Languedoc’da peyzajlarındaki ışık anlayışını geliştirdi.

1843’de yeniden İtalya’ya gitti; Torino, Cenova, Roma ve Roma’nın kırsal bölgelerinde birçok manzaralar yaptı. Fırçasının tekniği sakin ve akıcıydı. Eserlerindeki en önemli özellik ışıktı; fakat Corot, bu «gizli» tekniği göstermeye cesaret edemedi.

Corot, kendisi hakkında olan ilk başarılı yorumları «resmi» (Baudelaire) tabloları ile elde etti. Delacroix O’ndan: «Gerçek bir sanatçı,» diye bahsediyordu. 1848 yılında, diğer ressamlar Corot’u Salon’daki serginin jürisine çağırdılar; 1849’da 1826 yılında yaptığı «Küçük Colosiumwu», 1852’de de «La Rochelle Limanı» adlı eserini sergiledi. Artık yavaş yavaş benliğini ortaya koymaya başlıyordu. Fakat hala mahcup bir çocuk gibi tam anlamıyla açılamıyordu. Buna rağmen bu sergilerinden sonra kendisinden Fransa’nın tek büyük manzara ressamı; herhangi bir okul tarzım, hatta tabiatı bile taklit etmeyen ve taklit edilemeyen ressam diye bahsedilmeye başlandı.

Daha sonraki yıllarda Dutilleux ve Dauligny ile çalıştı; Robaut’yu tanıdı (Robaut, ileriki yıllarda Corot’un biyografisi ile eserlerinin kataloğunu hazırladı); Hollanda’ya bir seyahat yaptı ve Fransa’ya döndükten sonra kız kardeşinin ailesi ile beraber uzun bir süre Ville d’Avray’da oturdu.

Manzara resmi yani peyzaj yapmak, sanatçının yaşamının en yüce tutkusuydu. Resim yapmaktan hiçbir zaman yorulmadı. 1850 yıllarından sonra sanatçı ilk başarılarını elde ederek kendini tanıtmaya başladı. 1855 yılında III Napolyon, Evrensel Sergi’den Corot’un «Marcoussis’in Anısı» adlı eserini satın aldı. «Emziren Kadın» adlı tablo da yine Corot’un on yılda kendi gizli atölyesinde yaptığı harikulade eserleri ise sergiye kabul edilmemişti. Daha sonra yeni üslûbunu geliştiren sanatçıya kimi zaman herhangi ufak bir şey – bir kitap veya bir hercaî menekşe – ilham kaynağı oluyordu; böylelikle sanatçı «Ateliers» ve «Liseuses»leri meydana getirmeye başladı. Corot’ya göre insan ile toprak arasında bir fark yoktu; insan figürü sonsuz bir peyzaj gibiydi. Sonraki yıllarda «Mantes Köprüsü», «Marissel Kilisesi», «Douai Kulesi» adlı eserlerini verdi.

Hiçbir şey Corot’u resimden koparamadı; 1830, 1848 ihtilallerinin farkına varmadığı gibi 1870 ihtilaline de aldırmadı. Adı etrafında çevrilen dümenlere aldırmıyordu. Hatta bu durum O’nu rahatsız etmekten çok eğlendiriyordu. Kendine ait güzel şeyleri kıskançlıkla saklıyor, onları hiçbir zaman kopamayacağı yaşamının parçalan olarak kabul ediyordu. Aynı zamanda iyiliksever bir insandı: İyi «Corot Baba», Evsiz ve kör olan Daumier’e bir ev satın aldı. Millet’in yoksulluk içindeki ailesine yardım ettiği gibi, modellerine de sık sık çeyiz parası verdiği görüldü.

1874 de tertip edilen sergide kendisine verilmesi gereken altın madalyanın Gerome’a verilmesi, yaşlı ressam üzerinde tepki yarattı. Ömrünün son zamanlarını kendi kabuğuna çekilerek geçirdi.

«Banyodaki Venüs», «Mavili Kadın» ve aydınlık bir tablo olan «Sens Katedrali» adlarındaki yapıtlar, usta ressamın son eserleridir.

Amansız bir hastalık ünlü sanatçının yakasına yapışmıştı. Corot, kendisine yapılmış haksızlıkları telafi etmek amacıyla altın bir madalya hazırlamış olan hayranlarıyla arkadaşlarının verdiği ziyafete güçlükle katıldı. Hastalığı günden güne ağırlaşan sanatçı, birkaç av sonra 22 Şubat 1875’de hayata gözlerini yumdu.