ressamlar
facebook
twitter
pinterest
google plus
google plus
google plus

Ünlü Ressamlar

Juan Gris Hayatı

Daha sonra, Juan Gris adını alan, José Victoriano Gonzales, 23 Mart 1887’de Madrit’te doğdu. Onbeş yaşında, «Escuela de Artes y Manifacturas» Meslek ve Sanat Okulu’na yazıldı. «Siyah – beyaz» ve «Madrid Comico» adlı dergilere resimler çizmeye başladı. Giderek, resimle daha çok ilgilendi. 1904’te José Maria Carbonero’nun açtığı kursa yazıldı.

1906’da Paris’e gitti ve Picasso‘yla tanışarak, devrin en ilerici sanatkarları arasına katıldı. Sanatı artık bir arayış ve uygulama sahasına girmişti.

1908’de çeşitli sanat eseri alım satımıyla uğraşan Kahnweiler ile tanıştı. Bu adamdan aldığı birkaç siparişle malî durumunu biraz düzeltti. 1909’da oğlu Georges Gonzales dünyaya geldi.

1911 yılında ilk «analitik kübist» tablosunu yaptı. Ertesi sene Müstakiller Sergisi’nde de «Picasso’nun portresi» adlı eserini sergiledi. Bu sergideki başarısı üzerine Kahnweiler, yapacağı bütün resimleri satın alacağına dair Juan Gris ile bir anlaşma yaptı. Aynı yıl hayatının kadını Josette ile tanıştı ve ömrü boyunca yanından ayırmadı. 1913 yılının, yazını, Picasso ve heykeltıraş Manolo ile birlikte Doğu Pirenelerde Céret’de uzun araştırma ve tartışmalarla geçirdi. 1914’te ise, birçok eser verdiği, kolej çalışmaları yaptı.

Savaş patladığında Juan Gris. Josette ile birlikte Pirenelerde bulunmaktaydı. Paris’e döndüğünde Kahnweiler’in Almanların eline düşmemek için İsviçre’ye kaçmış olduğunu öğrendi. Bu durum Juan Gris için ağır bir darbe oldu. Bütün eserleri elinde kalmıştı.

1916 yılına dek zor şartlarda çalıştı ve nihayet bütün eserlerini Léonce Rosenberg’e sattı ve Josette ile birlikte Turenna’ya gitti. Savaşın bitiminde Paris’e döndü ve 1919’da ilk kişisel sergisini açtı. Kahnweiler’in İsviçre’den dönmesi üzerine durumunu yeniden düzeltti. Ancak zatürre (zatülcenp)e yakalanarak hastaneye kaldırıldı. İyileştikten sonra nekahat devrini geçirmek üzere Turenna ile Bandol’a gitti. Daha sonra Diaghilev’in daveti üzerine Montecarlo’ya geçti ve orada balerin figürleri çizdi. 1922’ye kadar Kahnweiler ile ailesi efradının portrelerini yaptı. Bu tarihte Boulogne-sur-Seine’de yerleşerek Diaghilev’in yeni siparişleri üzerinde çalıştı.

1923’de Simon du Kahnweiler Galerisi’nde bir sergi açtı. 1924’te Sorbon’da «Resim sanatının imkânları» adlı bir konferans verdi. Ertesi yıl Düsseldorf’ta özel bir sergi açtı. 1925’te enternasyonal bir üne erişmiş bulunuyordu. Ama sıhhati yine bozulmaya başladı, astıma, ardından da üremiye yakalandı. Kısa bir süre sonra Bologne Sur-Sein’de 11 Mayıs 1927 yılında öldü.

Gris, kübizmin, dünyayı yeni bir tanıtma şekli olduğunu benimsemiş bir ressamdır. Ancak onu, katı bir teori elemanı olarak görmek doğru değildir. İçindeki coşkuyu daima bir denge ve ölçü unsuruyla aktarmayı başarmıştır.

Gris’ye göre, ressamla dış dünya arasındaki tüm ilişkileri aktaracak ve onları birbirlerine bağlayacak tek araç resimdir. Sanatı duru ve saygılıdır. Hiçbir kez, sadece coşkun duygulara kapılmamış, her zaman, her yaptığının bilincinde olmuştur. Resmi, yeni bir yazı şekli gibi kullanarak gerçeği değişik biçimde aktarabilme olanağı sağladığı için, kübizme yönelmiştir. Bir bardağın tüm görüntüsünü verebilmek için, bardağı önden, her iki yandan, kesintiden gösteren semboller kullanabilmiş ve buna «analitik kübizm» adım vermiştir. Amacı, şeklin sadece görüntüsünü aktarmak değil, aynı zamanda maddesel ağırlığım da iletebilmektir. Kübizm yalnız bir şekilsellik değil, bir estetizm, bir ruhsal dengedir.

Juan Gris, bu noktaları belirleyerek, tüm karışık ve huzursuz görüntüleri, en açık ve duru bir kompozisyonla değerlendirmiştir. Kullandığı renk tonlarını, bütün tablo boyunca yaymış ve seyredenin, kendi çabasıyla bu bütünden, çizilen şekli seçebilmesini dilemiştir.

Kübizm, resim sanatının, yeni bir bütünlüğe kavuşması için atılan en önemli adımlardan biri olmuştur ve Juan Gris, kendisini hiçbir zaman öne sürmemiş olmasına rağmen, bu çabaya en fazla katkıda bulunan ressamlardan biri olmuştur.