ressamlar
facebook
twitter
pinterest
google plus
google plus
google plus

Ünlü Ressamlar

Maurice Utrillo Hayatı

Montmarte’ın sefil bir barakasında annesiyle birlikte oturan sirk akrobatlığının yanısıra ressamlara modellik eden, aynı zamanda kendisi de ressam olan 18 yaşında bir genç kız 26 Aralık 1883 günü bir çocuk dünyaya getiriyordu. Adı Suzanne Valadon olan bu genç kızın ünü, kendi sanat hayatından çok 20’inci yüzyılın önde gelen ressamlarından Maurice Utrillo’nun annesi olduğu içindir.

Maurice Utrillo’nun babası ile ilgili kesin bir bilgi yoktur, ancak Montmarte’de yaşayan bir bohemin Boissy adındaki oğlu olduğu sanılmaktadır. Yani açıkçası bu ünlü ressam adı sanı belli olmayan birisinin gayrı meşru çocuğuydu. Nitekim küçük Maurice, önceleri annesinin soyadını aldı.

Suzanne Valadon, zamanını ressam atölyeleri ve arkadaşları arasında geçiriyordu. Anneannesinin büyüttüğü Maurice içine kapanık, hastalıklı bir çocuktu. 1891’de kendisine evlat edinen annesinin arkadaşı İspanyol ressamı ve yorumcusu Miguel Utrillo y Molins’in adını aldı.

Bir süre sonra Suzanne Valadon, Paul Mousis adında hali vakti yerinde ve mazbut bir hayat yaşayan birisiyle tanıştı. Adam çılgınca aşık olduğu bu kadının mazisine aldırış etmedi ve kendisiyle evlendi. Moussis, bütün aileyi Montmartre’deki iyi bir apartman dairesine yerleştirdi. Maurice’in eğitimiyle ilgilendi.

Zeki, fakat devamsız ve asabi mizaçlı bir öğrenci olan Utrillo öğrenimini yarıda bırakarak onaltı yaşındayken bir bankaya memur olarak girdi. Birkaç yıldır içmekte olduğu içkinin sağlığını günden güne bozduğunu gören annesi, O’nu St. Anie Psikiyatri Kliniği’ne yatırdı. Henüz onyedi yaşında olmasına rağmen alkolizm, O’nu zehirlemişti.

1901 yılında klinikten çıkan Utrillo’ya annesi, belki içkiye olan tutkusundan vazgeçer ümidiyle resim yapmasını tavsiye etti. Utrillo, içkiye olan düşkünlüğünün önüne geçemedi. Ama yüzyılımızın sanat dünyası için büyük bir yıldızın parlamaya başlayacağının müjdesini verdi.

Renoir, Degas, Touluse – Lautrec gibi ünlü ressamların arkadaşı olan annesinin teşvikiyle Pissarro ve Sisley gibi izlenimcilerin de etkisinde kalarak resimle ilgilendi. 1909’da Suzanne’la Paul Mousis’in ayrılmasından sonra tekrar maddi sıkıntıların içine dalınca, iyiden iyiye başıboş bir hayat sürmeye çeşitli olaylara, kavgalara karışıp gecelerini sık sık polis nezarethanesinde geçirmeye başladı. Bu arada resim yapmaya devam ediyor, yaptığı resimleri mahallenin şarapçılarına vererek karşılığında içki elde ediyordu. Yalnızlığım eserlerinde de belirtmek isteyen sanatçı, manzaralarında arkadan görünen veya sessizlik içinde uzaklaşan insanlar çizdi.

1908 yıllarına doğru izlenimcilerin etkisinden kurtulan Utrillo, 1908-1914 yılları arasındaki «Beyaz Dönem» denilen sanatının en başarılı ve mutlu devresine girdi. Sanatçının tablolan basit halkın hoşuna gittiği gibi, bazı tablo alıcılarının da dikkatini çekmeye başlamıştı. Bunlardan Libaude, sanatçının bütün eserlerini az bir ücret karşılığında kapatmaya başladı.

Çocukluğundan beri bir türlü kurtulamadığı aşağılık duygusunun etkisiyle alkolik olmuş bulunan sanatçı geçirdiği bir alkol krizi sonucunda bu defa Sannis Psikiyatri Kliniği’ne yatırıldı. Maurice’in klinikteki ikinci tedavisinden bir müddet sonra Libaude, Eugène Blot Galerisinde Utrillo’nun ilk sergisini düzenledi. Bu arada annesi Suzanne, basit bir ressam olan André Utter’le evlenmişti. Birinci Dünya Savaşı çıkınca Maurice ile babalığı André Utteir silah altına çağrıldılar. Sağlığının bozuk olması nedeniyle Utrillo, kısa zamanda eve gönderildi. Müteakip yıllar, sanatçının en zor yıllan oldu. 1916’da Villejuif’de bir tımarhaneye, 1917’de Picpus’da ve 1918’de başka bir kliniğe girdi. Sonuncu klinikten kaçarak, arkadaşı Gay’in evinde saklandı.

Savaşın bitiminde Paris, ilk kez Utrillo’yu keşfediyordu. Utrillo’nun «Beyaz Dönemi»ne ait eserlerinin sergilendiği Lepoutre’un Galerisindeki sergi gerçek bir başarı oldu. Ertesi yıl André Utter, Utrillo adına Bernheim Galerisi ile yıllık bir milyon frank gelirli bir anlaşma imzaladı.

André ile Suzanne, ellerinden geldiği kadar, Maurice’i idare etmeye çalışıyorlardı. Ancak sanatçı birkaç kez intihara kalkıştığından kliniklerde tedavi edildi.

Bütün yorumcular, tablo alıcıları, gerçek ve sahte arkadaşları Utrillo’nun etrafındaydılar. Utrillo ise herşeyden uzak, günlerini Avenue Junot’daki apartmanında veya André’nin satın aldığı St. Bernard şatosunda geçiriyordu.

Yavaş yavaş yine alkol duvarını aşmaya başladı. Bu arada, gençliğinde olduğu gibi sık sık mistik krizler geçirmeye başladı.

1934’de «Légion d’Honneur» nişanıyla taltif edildi ye Fransızlar için bir efsane kahramanı oldu. 1938 yılında annesi Suzanne’ın ölümü üzerine başıboş kalan sanatçı yine bocalamaya başladı. Ama 1934’de evlenmiş olduğu dul Lucie Valore dizginleri çabuk eline aldı ve kocasına sakin bir hayat yaşatmaya başladı. Kan koca çekildikleri Vesinet Villası’nda, Utrillo’nun hayata gözlerini yumduğu 1955’e kadar olaysız bir hayat yaşadılar.