ressamlar
facebook
twitter
pinterest
google plus
google plus
google plus

Ünlü Ressamlar

Paul Signac Hayatı

Orta halli bir ailenin oğlu olan Paul Signac, 1 Kasım 1863 tarihinde, Paris’te doğdu. Babasının bir kürkçü dükkanı vardı ve Pigalle yakınlarında Frochot Avenü’de oturmaktaydılar. Çocukluğu, Montmartre’da geçti.

Sanatla ilgili düşünce ve eğilimleri, kendi kuşağının gençlerini kapsayan natüralist bir çizgide gelişti. Bu yüzden tutku ve sevgisi empresyonistlere yöneldi. 1883 yılında, «Prix de Rome» Bin’in atölyesine devam etmesine rağmen, asıl öğrenimim, Monet ve arkadaşlarının eserleriyle yaptı.

1884’te «Bağımsız Sanatkarlar» grubunun sergisine katıldı ve burada Seurat ile tanıştı. Giderek iki arkadaşın, yeni bir renk tekniği uygulaması ile ilgili çalışmalarına Pissarro da katılarak, onlarla 1886’da, empresyonistlerin son sergisini açtı.

Signac, daha sonraları, sembolist gruplarla bilhassa tenkitçi Fénéon ile bağlantı kurmaya başladı, bilimci Charles Henry’nin teorileriyle ilgilendi. «Le cri du penple», «Art en Critique», La Cravache» gibi bazı gazetelere eleştiriler yazdı. 1882 – 90 yılları arasında da resimde en başarılı eserlerini verdi.

Ne Seurat‘nin genç yaşta ölümü (1891), ne de Pissarro‘nun inançsızlığı, Signac’ı bölücü (divizyonist) doktrine duyduğu sevgiden ayıramadı. «Neoempresyonizm» adını verdiği, akımın liderliğini eline aldı ve grubuna Cross, Luce, Debois, Pillet, Angrand, Van Rysselberghe gibi isimleri topladı. 1899’da «Delacroix’dan empresyonizme» adlı bir belge yayınladı. Resmin yanı sıra, en büyük tutkusu denizcilikti. Otuzdan fazla gemisi vardı. 1883’ten beri, bütün yaz aylarını, Atlantik kıyılarında geçirmişti. 1887’de Collioure’u, 1892’de Saint-Tropez’nin güzelliklerini keşfeden O idi. Nitekim 1893’de Saint Tropez’de bir ev satın alarak burayı sayısız arkadaşlarına tahsis etti.

1890’dan sonra, dış ülkelere yaptığı geziler arttı. 1904’te Venedik’e, 1907’de İstanbul’a gitti ve oralarda tablolar yaptı. 1908’de «Bağımsızlar Grubu»nun Başkanı oldu.

Yirmialtı yıl bu görevde kaldı ve 15 Ağustos 1935 tarihinde Paris’te öldü.

Neo-empresyonizmin veya «bölücülüğün» divizyonizmin öncülerinden olan Signac’ın amacı renk ve ışığı en üstün biçimde elde edebilmek olmuştur. 1882-84 yılları arasındaki ilk eserlerinde, Monet, Pissarro ve Renoir‘ın etkileri görülmektedir, ancak en çok eğildiği ayrıntı, «ışık»tır. Giderek, bilimsel çalışmalarının bütün amacını, daha iyi bir parlaklık ve aydınlık elde etmeye çevirmişti. Eserlerinde değişik renk uygulaması yapmaktaydı: Biri eşyanın kendi rengi, İkincisi eşyaya vuran ışığın rengi (genellikle bu, güneş ışığının tonlarıdır), diğeri ise çevredeki eşyadan yansıyan renklerdir. Bütün bunları, eşya arasındaki denge ve orantı tamamlamaktaydı.

Duyguları iletmek için kullandığı hatlar da çeşitlidir. Yatay çizgiler durgunluk, yukarı uzananlar neşe, aşağı dönükler ise hüznü yansıtmaktadır. Aradaki diğer hatlar, bütün karışık duyguların yorumudur.

Yaptığı manzaralarda, içinde bulunduğu tutum «görüntüyü tümüyle belirlemek ve ilettiği duyguyu ölümsüzleştirmektedir».

1895 yılından sonra tekniğini değiştirerek uzun fırça darbelerine yöneldi, daha yumuşak bir stili benimsedi. Signac’ın resim sanatında bıraktığı iz, köklü bir devrim gücünde olmasa bile, geçmişten kopup, yepyeni bir renk tutkusunun benimsenmesini sağlayarak bunu devan ettiren birçok usta ressama öncülük etmesi yönünden, çok büyük önem taşımaktadır.